Süsleme sanatları Nedir? Süsleme sanatları Ne demek? – Bilgi Anahtari

Süsleme sanatları nedir?

Güzel Sanatlardan resmin bir koludur. Yapı, eşya, elbise, mücevher, mobilya ve benzeri şeyleri süsleyip güzelleştiren işler bu sanat alanına girer. Türkler dini kısıtlamalar yüzünden resim sanatında pek varlık gösteremediler, bunu süsleme sanatlarıyla gidermeye çalıştılar. Bu konuda birbirinden güzel sanat eserleri meydana getirdiler.

Hattatlık, nakkaşlık (süsleme ressamlığı) ve bezeme oymacılığı (kabartmacılık) böylece doğdu ve büyük rağbet gördü. Süsleme sanatları bir eşya ya da yapıyla birlikte anlam kazandıklarından uygulamalı sanatlar olarak da adlarıdırılır. Süsleme isteği insanlık tarihi kadar eskidir.

İlk insanların kullandıkları eşyalarda, barındıkları mağaralarda bile süsleme ögelerine rastlanmıştır. İnsanlığın ilerlemesiyle süsleme de bir sanat durumuna gelmiş, çeşitlenmiş, bu alanda birçok madde ve teknik kullanılır olmuştur. Süsleme sanatlarına gündelik yaşamda kullandığımız hemen her tür eşyada, yapıların dışında ve içinde rastlamak olanaklıdır.

süsleme sanatları

İçte ise, yüzeyine göre ahşap, mozaik, çini, resim, vitray, alçı, motif işleme ve boyama teknikleri kullanılır. Mobilya, halı, kilim, örtü gibi ev eşyaları da doğrama, kakma, oyma, lake, dokuma, işleme teknikleri uygulanarak süslenir.Çanak çömlek, porselen, seramik gibi mutfak eşyalarında süsleme sanatları yaygın olarak görülür.

Mücevher ve takılar süslemeciliğin en inceldiği alarıdır. Daha çok doğu ülkelerine özgü yazı (hat sanatı), tezhip ve minyatür de önemli süsleme sanatlarıdır. Süsleme sanatları eskiden birer el sanatı durumundayken günümüzde çoğu, modern teknolojiler kullanan sanayilerce seri biçimde uygularımaktadır.

Türk süsleme sanatları

Süsleme sanatları yüzyıllar boyu geleneksel Türk Kültür ve Sanatı’nın önemli bir bölümünü oluşturmuştur. Orta Asya’dan Anadolu’ya taşınan süslemesanatları, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde büyük önem kazanmış ve yüzyılların birikimi ile Cumhuriyet dönemine ulaşmıştır. 1936 yılında Devlet Güzel SanatlarAkademisi’nde Türk Süsleme Sanatları bölümü açılmış; tezhip, hüsn-i hat, ebru, minyatür ve çini deseni eğitimi verilmeye başlanmıştır.

Günümüzde İstanbul ve İzmir’deki üç üniversitede (Mimar Sinan, Marmara, 9 Eylül Üniversiteleri) ana branş olarak süsleme sanatları eğitimi verilmektedir. Bunun yanısıra Kültür ve TurizmBakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü tarafından da geleneksel Türk süslemesanatlarının yaşatılması amacıyla birçok faaliyet yürütülmektedir. Bu alanda ürünveren sanatçıları, günümüzün sanat anlayışı ve zevkine uygun çağdaş yoruma özendirmek ve sanatçıların son eserlerini sergilemek amacıyla 1986 yılından itibaren “Türk Süsleme Sanatları Sergisi” düzenlenmektedir.

Hat sanatı

Hat sanatı denilince Arap harfleri çevresinde oluşmuş güzel yazı sanatı akla gelir. Bu sanat Arap harflerinin 6.-10. yüzyıllar arasında geçirdiği uzunca bir gelişme döneminden sonra ortaya çıkmıştır. Türkler, Müslüman olduktan ve Arap alfabesini benimsedikten sonra uzun bir süre hat sanatına herhangi bir katkıda bulunmamışlardır. Türkler hat sanatıyla Anadolu'ya geldikten sonra ilgilenmeye başladılar ve bu alanda en parlak dönemlerini de Osmanlılar zamanında yaşadılar. Yakut-ı Mustasımi'nin Anadolu'daki etkisi 13. yüzyıl ortalarından başlayıp 15. yüzyıl ortalarına kadar sürdü.

süsleme sanatları

Bu yüzyılda yetişen Şeyh Hamdullah (1429-1520) Yakut-ı Mustasımi'nin koyduğu kurallarda bazı değişiklikler yaparak Arap yazısına daha sıcak, daha yumuşak bir görünüm kazandırdı. Türk hat sanatının kurucusu sayılan Şeyh Hamdullah'ın üslup ve anlayışı 17. yüzyıla kadar sürdü. Hafız Osman (1642-98) Arap yazısına estetik bakımdan en olgun biçimini kazandırdı. Bu tarihten sonra yetişen hattatların hepsi Hafız Osman'ı izlemişlerdir. Türkler altı tür yazı (aklam-ı sitte) dışında, İranlılar'ın bulduğu talik yazıda da yeni bir üslup yarattılar.

Önceleri İran etkisinde olan talik yazı 18. yüzyılda Mehmed Esad Yesari (ölümü 1798) ile oğlu Yesarizade Mustafa İzzet'in (ölümü 1849) elinde yepyeni bir görünüm kazandı. Türk hat sanatı 19. yüzyılda ve 20. yüzyıl başlarında da parlaklığını sürdürdü, ama 1928'de Arap alfabesinden Latin alfabesine geçilince yaygın bir sanat olmaktan çıkıp yalnızca belirli eğitim kurumlarında öğretilen geleneksel bir sanat durumuna geldi. 

Yazı türleri: Hat sanatının doğduğu dönemde ortaya çıkan altı tür yazı ile İranlılar'ın bulduğu talik dışında başka birçok yazı türü daha vardır. Bunların bir bölümü fazla yaygınlaşamamış, bir bölümü de belli alanlarda kullanılmıştır. Örneğin Türkler'in geliştirdiği divani yazı yalnızca Divan-ı Hümayun'da yazılan önemli belgelerde, yazılması ve okunması özel eğitim gerektiren siyakat ise mali kayıtlarda kullanılmıştır. Kolay yazıldığı için günlük yaşamda yaygın olarak kullanılan bir yazı türü olan rik'a da 19. yüzyılda sanat yazısı durumuna gelmiştir.

Rik'a ile altı yazı türünden biri olan rika birbirine karıştırılmamalıdır. Hat sanatında yazılar büyüklüklerine göre de farklı adlarla anılırdı. Duvarlara asılan levhalarda, cami, türbe gibi dinsel yapılardaki kuşak ve kubbe yazılarında, her tür yazıtta kullanılan ve uzaktan okunabilen yazılara iri anlamında celi adı verilirdi. Daha çok sülüs ve talik yazının celisi kullanılmıştır. Alışılmış boyutlardan daha küçük harflerle yazılan yazılara hurde, gözle kolay seçilemeyecek boyuttaki yazılara da gubari (toz) denilirdi.

Yazı araç gereçleri: Hat sanatında da yazının temel aracı kalemdir. Hat sanatında kalem olarak daha çok kamış kullanılırdı. Kamışın ucu yazılacak yazının kalınlığına göre makta denilen sert maddelerden yapılmış altlığın üstünde eğik olarak tutulur ve kalemtıraş olarak adlandırılan özel bir bıçakla yontulurdu. Celi yazılar ise ağaçtan yapılmış kalın uçlu kalemlerle yazılırdı.

Çok ince yazılar için madeni uçlar da kullanılmıştır. Hat sanatında kullanılan mürekkep de özel olarak hazırlanırdı. Yağlı isin çeşitli katkı maddeleriyle karıştırılmasıyla elde edilen bu mürekkep akıcı biçimde yazı yazmayı sağlar, yanlış yazma durumunda da kolayca silinirdi. Hat sanatında kullanılan kağıtlar da özeldi. Mürekkebi emip dağıtmaması, kaleme akıcılık sağlaması için kağıtlar ahar denilen bir maddeyle saydamlaştırılırdı.

Tezhip sanatı

Eski geleneksel kitapçılık sanatlarımızdan biri olan Tezhib, divanlar gibi el yazması kıymetli kitapları, murakka denilen Hüsn-i Hat yani güzel yazı levha ve albümleri ve Padişah tuğralarına, berat ve vakfiyelere altın yaldız ve boya ile yapılan bezeme sanatıdır. Arapça “Zehep” kelimesinden gelen “altınlamak” manası taşıyan Tezhib, tezhible bezenmiş eserlere müzehheb, tezinat yapan sanatkarına da müzehhib denir.

Süslemecilik, kendini, yaşadığı ortamı ve kulandığı eşyayı göze hoş gelecek şekilde süslemek ve onu sanat anlayışıyla biçimlendirmektir. Süsleme sanatlarını en olgun ve seçkin bir seviyeye ulaştırmış milletlerden biri de şüphesiz Türklerdir. Türkler Tezhib sanatını Orta Asya'dan getirmişlerdir. Ancak bu sanatı Müslümanlığı kabullerinden sonra geliştirmiş ve mükemmel örneklerini vermişlerdir. Osmanlı Devletinin siyasi olduğu kadar ilim, kültür ve sanat merkezi olan İstanbul’da 15 ve 18 yy. arasında ünlü müzehhibler yaşamış, sarayda Hassa Nakkaşbaşısı bulunmuştur.

Fatih Sultan Mehmet döneminde Nakışhane-i Amire’nin başında Özbek Türklerinden Baba Nakkaş bulunmaktadır. Kanuni döneminde Mehmet Karamemi’ yi görmekteyiz. Kendisi de güzel sanatlarla ilgilenen Sultan III. Ahmet döneminde ise Üsküdarlı Ali Çelebi, en güzel Talik Hattının ve tezhiblerinin örneklerini vermişlerdir. XIX. yy.da ise batının etkisiyle Rokoko ve Barok üslubu ile eserler verilmiştir. 20.yy’ da Güzel Sanatlar Akademisinde (Sanayi-i Nefise) , Hattat Mektebinde hocalık yapan İsmail Hakkı Bey; Şükrü Baba, Ali Nazmi, Süheyl Ünver, Rikkat Kunt ve Muhsin Demironat gibi öğrencileri yetiştirmiştir.

Bu sanatçılar tezhib sanatını tekrar klasik üsluba kavuşturarak güzel örneklerle bizim hocalarımızın hocalarını yetiştirmişlerdir. Allah hepsinden razı olsun. Tezhib sanatı 22 karat altın ile yapılır. Altın arap zamkı ile çukur bir porselen kabın içinde ezilip inceltildikten sonra yıkanarak dibe çöken altının üzerindeki su dökülerek altın kurutulur. Desenler altınla, samur fırçayla boyanırken jelatinli su kullanılır. Daha sonra uçlarında akik taşı bulunan “mühre” yardımıyla paspartuya işlenen altınlar parlatılır. Kağıtlar çayla boyanmış ve l geleneksel işlemlerle eskitilmiş özel kağıtlardır.

Guaj boya ile özellikle lacivert renk kullanılarak kompozisyonunun hazırlanması ile birlikte, uzun ve dikkat gerektiren, inceliğine göre 3/0 10/0 ölçeğine kadar inilen samur fırçalarla yapılan Tezhib sanatı bir sabır ve emek işidir. Bu sabır Geleneksel Türk Süsleme sanatlarını gelecek nesillere taşımada önemli bir rol oynar. Kurallı bir sanat olan tezhib sanatında çiçek, rumi, bulut adı verilen desenler kullanılır. Belli bir helezon çizen bu desenler birbirleriyle karışmaz. Rumi kendi yolunda, bulut kendi yolunda, çiçekler kendi yollarındadır. Yazının kenarını çevreleyen ve “geçme” adını verdiğimiz kordon ve desenin bitimindeki ince “tığ” adını verdiğimiz desenler eserin en belirgin özellikleridir.

Minyatür sanatı

Osmanlı Devleti’nde minyatür sanatı Türk – İslam Devletleri tecrübesine dayalı olarak gelişmiştir. Bu sanat türü daha çok saraya bağlı olarak gelişmiş, bunda saray tarihçiliğine bağlı olarak olayları resmetme düşüncesi etkili olmuştur. Osmanlı minyatür sanatının günümüze kadar ulaşan ilk örnekleri, Fatih Dönemi’ne aittir. Fatih’in Avrupa’dan getirttiği ressamlar saraydaki minyatür ustalarını da etkilemiş Nakkaş Sinan Bey, “Gül Koklayan Fatih” portresini yapmıştır. Osmanlı minyatüründe portre görünümüne geçiş başlamıştır.

XVI. Yüzyılda zirve noktayı yakalayan minyatür sanatı kendi üslubunu ortaya koymuştur. Daha çok bu dönemde şehir, manzara tasvirleri yapılmıştır. Dönemin en önemli nakkaşı Matrakçı Nasuh’tur. XVII. yüzyılda geleneksel minyatür sanatına devam edilmiş, bununla birlikte albüm resmi öne çıkmıştır. Daha çok büyük kompozisyonlar tasvir edilmiştir.

XVIII. yüzyılda minyatür sanatında mekanda derinlik, yüzlere anlam verme gibi yeniliklerin yanında yaldızlı ve canlı renkler yerine doğal renkler kullanılmıştır. Dönemin en ünlü sanatçısı Levni’dir. XIX. yüzyılda Batı tarzında açılan okullarda ilk kez resim dersleri verilmeye başlanmıştır. Böylece ilk ressamların yetişmesiyle minyatür sanatı giderek önemini kaybetmiştir. Minyatürün yerini yağlı boya tabloları almıştır.

Kalem işi

Bir mimari eserde cami, türbe, mescid, saray, kasır, köşk, yalı v.b. gibi yapıların kubbelerini, tavanlarını ve iç duvarlarını sıva, ahşap, bez, taş, deri gibi elemanlar üzerine renkli boyalar, kabartma ve bazende altın varak kullanılarak ince uzun kıllı kalem tabir edilen fırçalarla yapılan süsleme sanatına denir. Bu tezyinatı yapan kişiye de kalemkar denir.Süsleme sanatları milletlerin kültür, sanat anlayışını ve tarzını gösteren unsurların başında yer alır.

Asırlar boyu çok geniş bir alana yayılmış olan türk boylarını, uzun yıllar çok farklı inanç ve sanat anlayışına sahip olan toplum ve medeniyetlerle yapmış olduğu ilim ve sanat ilişkileri nedeni ile günümüzde zengin ve benzeri bulunmayan bir kültür hazinesine sahip olmaktayız. Bu hazinenin içersinde yer alan, zirvede olduğu zamanlarda (15-16yy) fevkalade motif ve kompozisyon tasarımları ile bizlere sanat açısından ışık tutarken bugün yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Günümüze orjinalliğini kaybetmeden gelen kalemişi örnekleri az bulunmakta, mevcut olan klasik eserlerimizdeki kalemişleri o dönemin sanat anlayışını, desen ve kompozisyonlrarın karakteristik özelliğini yansıtmaktadır. Bu gibi eserlerin resmi idareler tarafından yapılan bazı restorasyon çalışmalarında mevcut orjinal nakışlar tahrıbata uğramış, buna rağmen bazı eserlerde orjinalliği korunarak onarılmıştır.

Osmanlının son dönemi ve batıya yönelme dönemi ile klasik devir etkisini azaltarak yerini batı etkisi ile oluşan uslüp (ampir, barok, rokoko ) kalemişleri uygulanmaya başlamıştır. Bu girişimlerde 15-16yy dan günümüze ulaşan özellikle sıva üstü kalemişi örneklerini azaltmıştır

Seramik

Bilinen kaynaklara göre seramiğin en eski örnekleri Anadolu’da yeni taş döneminde bulunmuş. Bu dönemden sonra seramik sanatı M.Ö. 3500 Kalkalitik devir, M.Ö. 2500 – 1000 Truva, Hitit, M.S. 11. Ve 13. Yüzyıllarda Selçuklu, 10. Yüzyılda Anadolu'ya gelen Osmanlılara miras kalmış ve günümüze kadar ulaşmış. Seramiğin günümüzde birçok kullanım alanı var.

süsleme sanatları

Mimari yapıların iç ve dış yüzeylerindeki sırlı ve sırsız kaplama elemanları, günlük yaşama ilişkin kullanım eşyaları, fonksiyonel olmayan seramik objeler, ileri teknoloji alanı ve sanat alanında kullanımları bunlardan birkaçı. Seramik sanatı, çömlekçilik, çinicilik, tuğla ve kiremit üretimi olarak gruplandırılabilir. Çömlekçilik; çömlekçi çarkı, basit tezgah veya elle şekillendirilen kapların üretimini anlamında. Aslında çömlekçiliğin başlayıp devam etmesi, göçebe kavimlerin yerleşik hayata geçmesiyle olmuş.

Anadolu’da Neolitik dönemden beri çömlek yapıldığı biliniyor. M. Ö. 3. bin yıllarında çömlekçi çarkı bulunmuş. Daha önceleri elle şekillendirilen ve açık ateşte pişirilirken çömlek, çömlekçi çarkıyla beraber çarkta şekillenmeye ve ilkel fırınlarda pişmeye başlamış. Çömlekler çamur yumuşakken şekillendiriliyor, fırında pişirilerek, sırlı ya da sırsız şekilde çanak, çömlek, vazo, vb. şekillere dönüştürülüyor. Halen Anadolu’da çömlekçilik yapılmakta, hatta en eski tekniklerin uygulandığı yöreler dahi var.

Bu yörelerde elle şekillendirilen hamur, sulandırılmış çamurla sırlanıp, açık ateşte pişiriliyor ve bu teknik kadınlar tarafından uygulanıyor. Çömlekçilikte çarkın kullanıldığı yerlerde artık bu işi erkekler yapıyor. Ancak ne yazık ki birçok olumsuz koşuldan dolayı çömlekçilik zedelenmiş. Şimdilerde yurtdışından gelen ucuz, kalitesiz örneklere ve birçok yeni alternatife yenik düşmüş ve sadece turistik amaçlı olarak üretimi devam ediyor. Avanos, Kınık, Menemen, Karacasu çömlekçilik sanatında sürekli ve yoğun üretim yapan merkezler.

Bezeme sanatı

Türk Sanat geleneklerinin özünü koruyan, maziden günümüze Türk kültürünün devamını sağlayan ve Türk kimliğini çizen gelenekli sanatlarımızı derinlemesine incelemek, temelinde yatan felsefeyi ve bunun çizgilere, şekillere yansımasını anlamak ve anlatmak, bir manada kendimizi anlamak, milli kimliğimizi tanımak ve tanıtmaktır. Çünkü bir milletin tarihi yaşadığı hayattır. Kültürü ise, kendi tarihi içinde yaşarken edinmiş olduğu inanç ve davranış biçimidir. Bu kültür, sahip olduğu gelenekler ile nesilden nesile aktarılır.

Gelenekler aynı zamanda ait olduğu milletlerin kimliğini belirler. İşte bu nedenle geleneksel sanatlar, milli kültürümüzün temel taşlarından biridir.Tarihin sayfalarını geriye çevirerek Türk sanatının mazisine göz atacak olursak, Orta Asya bozkırlarının, önemli Türk kültür merkezlerine vatan olduğunu ve buralarda Türk sanatının ilk meyvelerinin yeşerdiğini görürüz. Türkler'in siyasi tarihleri yanında, kültür tarihinin de bu bozkırlarda başladığı, çeşitli iklim ve coğrafyalarda, farklı inanç ve medeniyetlerin ışığında gelişe gelişe Anadolu yarımadası’na gelerek Selçuk-Osmanlı medeniyetlerine zemin hazırladığı tarihi bir gerçektir.

Uzun yıllar komşusu olduğu Sasani ve Çin medeniyeti ile yakın teması olan Orta Asya Türk devletleri, kendilerine has bir sanat üslubu yakalamışlardır. Büyük Hun İmparatorluğundan günümüze kadar tıpkı bir zincirin halkaları gibi devam eden Türkler’in sanat geleneği, sanat tarihi dünyasında küçümsenmiyecek bir kimliğe ve yere sahip olmuştur.

Katı sanatı

Herhangi bir düz kağıdın, süslü kağıdın (mesela ebrulu bir kağıdın) veya derinini oyulmasıyla yapılan sanata katı'denir. Katı' sanatında, kesilip çıkartıldıktan sonra başka bir yere yapıştırılan kısma “erkek oyma”, içi oyulmuş kısma ise “dişi oyma” adı verilir. Cilt sanatının şemse ve köşebent tarzındaki ince ve zarif motifleri, hüsn-i hat örnekleri, vazo desenleri tek çiçekler, buketler, tabiat manzaraları ve tasvirleri oyma sanatında en çok rastlanan şekiller olarak, cilt kapaklarında, murakka' kıt'alarda, albümlerde ve el yazması eserlerin süsleri arasında görülür.

Katı' sanatının kağıt üzerindeki en eski örneklerine İran'da rastlanmıştır. Osmanlılara gelişi XVI. yüzyılın başlarındadır. Özellikle Kanuni Sultan Süleyman devrinde katı', önemli bir sanat dalı olarak tezhipten sonraki en önemli süsü onuştur. Bu yazma eslerde oyma olarak tezyini motiflere ve çiçeklere kadar hemen her şekil denenmiştir. Bu kağıt oyma sanatıyla uğraşanlara “Katı'an” (Oymacılar) denmiştir.

XVI. yüzyılda gördüğü rağbetle giderek gelişen kağıt oymacılığı, XVII. ve XVIII. yüzyıllarda da bu dönemlerin sanat anlayışına uygun eserlerle ilerlemeye devam etmiştir. XVII. yüzyıl başlarında Türk kağıt oymacılığında isim yapan en büyük sanatkarlardan biri olan Bursalı Mevlevi Fahri Dede başta olmak üzere, Nakşi, Halazade Mehmed, Mahmud el Gaznevi Derviş Hasan Eyyubi gibi adı bilinen katı' ustaları kadar, bu sahanın isimleri meçhul kalmış sanatkarları da süsleme tarihimizde iz bırakan nadide eserler yaratmışlardır.

Katı' sanatı XVIII. yüzyılda da özellikle çiçek türündeki eserlerle canlılığını devam ettirmiştir. 1729 tarihli bir minyatür albümünün sayfaları arasında bulunan sade, fakat nefis kompozisyonlar içindeki değişik türde oymalar ile bir Divan'daki vazolu ve çiçekli bahçe manzaraları, bu yüzyıldaki kağıt oyma sanatının en güzel örnekleri arasındadır.XVII. yüzyılda Anadolu'ya gelen Batılı seyyahların beraberlerinde götürdükleri bazı eserler yoluyla, katı' tekniği Osmanlılar kanalıyla Avrupa'ya geçmiştir. Nitekim XVI. yüzyıl sonlarıyla XVII. yüzyıl başlarında Batı'da kağıt oymalarına karşı büyük bir ilgi başlamıştır.

Bu sanatı benimseyen Avrupalılar, bir süre sonra silhouette (gölge) adını verdikleri kendi tarzlarını geliştirmişlerdir. Ciltçilik, hattatlık, ebru gibi klasikleşmiş Türk sanatlarının gerilemesine paralel olarak Katı' sanatı da gerilemiş yok olmaya yüz tutmuştur. XIX. yüzyılda bu sahada hiçbir ciddi eserin ortaya konulamaması bu sanatın dalının sonunu getiriştir. Bütün klasik Türk-İslam sanatlarında olduğu gibi, oldukça sabır ve dikkat isteyen bu sanatın temsilcileri az da olsa günümüzde çalışmalarına devam etmektedir. İstanbul eski eserler müzesinde iki örneği olan bu sanatın halk tarafından bilinmemesi yayılmamasındaki en önemli sebeptir.

Sözlükte “süsleme sanatları” ne demek?

1. Bir yapıyı, bir eşyayı kullanış amacıyla birlikte göze daha güzel göstermek için çeşitli sürelerde yapılan estetik çalışmaların tümü.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.