Halı Nedir? Halı Ne demek? – Bilgi Anahtari

Halı

Bir çeşit yaygı ve aynı zamanda başlı başına bir sanat eseridir. Çoğunlukla yünden dokunur. Genel olarak kısa ve sık tüylüdür. Nakışlı veya nakışsız çeşitleri olan halılar yere, mobilya üstüne sermekte, ya da duvara asmakta kullanılır. Halının anavatanı Orta Asya'dır. İlk halılar Türkistan'da dokunmuş, ilk halı örnekleri de burada yapılan kazılarda ele geçmiştir. Bazı kaynakların, halının anavatanı olarak «Kalıklay» adlı bir Ermeni şehrini göstermesi yerinde değildir. Çünkü Türkistan'la Sibirya arasındaki Pazırık yaylasında yapılan kazılar sırasında ele geçen ilkel halı ve keçe parçaları Türkler'in bunu bildiğini ortaya koymuştur.

Hatta bir yazar, Pazırık'ta bulunan bir halı parçasının M.Ö. 500 yılına ait olduğunu iddia etmiştir. Pazırık'ta olduğu gibi Nuyan Ulada da halı parçaları bulunmuştur. Bunların Hun Türkleri'nin eseri olduğuna şüphe yoktur. Halıyı Hindistan'a, Mısır'a ve Çin'e götürenler de Türklerdir. Halı sözü, Türkçe çeyiz ve geline verilen mihir anlamındaki «kain» dan gelir. Halıcılık, Selçuklu Türkler tarafından Anadolu ve İran'a getirilmiştir. Anadoluda çeşitli halıcılık merkezleri belirmiş ve buralarda dokunan halılar dünya ölçüsünde ün kazanmıştır.

Anadolu'da Selçuklular zamanında dokunan Türk halısı örnekleri İstanbul'da Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nde teşhir edilmektedir. Zamanla bazı şehirler doğrudan doğruya halıcılık merkezleri olarak gelişmiş ve bu alanda büyük ün yapmıştır. En eski halıcılık merkezleri: Gördes, Kula, Uşak, Bergama, Ladik, Demirci, Kırşehir ve Karaman'dır. Nispeten daha yeni olan merkezler ise Sivas, Isparta, Bor, Simav ve Kayseri'dir. Orta Asya’dan göçerek Uşak havalisine yerleşen Yörükler burada halı dokumaya başlamış ve Uşak zamanla dünya ölçüsünde bir halıcılık merkezi olmuştur.

16. yüzyıldan itibaren, Uşak'tan Avrupa'ya halı ihraç edildiğini biliyoruz. En güzel Türk halıları Uşak'la beraber Gördes, Kula ve Bergama’da dokunmaktadır. Halının küçük boyda olan bir çeşidine «seccade» denir. Zaten büyük boyda halıcılık ancak şehirlerde sürekli olarak yerleşildikten sonra başlamıştır. Göçebe hayatı süren Yörükler, taşınması güç büyük tezgahlar yapmaktan kaçınıyor, seccade tarzında halı dokuyorlardı. Daha sonraları seccade genç kızlar tarafından çeyizlik olarak dokunmaya başlanmıştır.

halı

Halıcılık Türkler'den İran yolu ile Avrupa'ya geçmiştir. 8. yüzyılın ilk yancında Fransa'da halı dokunmaya başlanmıştır, İngiliz kaynakları halıdan ilk defa 10. yüzyılda bahseder. Ancak İngiltere’de halıcılığın başlaması 14. yüzyılı bulur. Amerika'ya ilk göçenler, kendi ihtiyaçlarını karşılamak maksadıyla halı dokumuşlardır. 17. yüzyılda ilk defa Fransa'da bir halı fabrikası kurulduğunu görüyoruz. 18. yüzyılın sonlarında da Birleşik Amerika'da bir halı fabrikası açıldı. Bugün halı fabrikaları çoğalmış, Türkiye'de de İstanbul ve Konya'da fabrikalar kurulmuştur.

Halı nasıl dokunur: Halı büyükçe bir kasnaktan ibaret olan tezgahta dokunur. Tezgahın alt tarafı yere tutturulmuştur. Üst tarafı oynayabilir. Halı tezgahına önce yukarıdan aşağıya doğru İpler gerilir. Gayet sık şekilde gerilmiş olan bu iplere «çözgü», ya da «arış» denir. Halı bu sağlam yün iplerinin üzerine dokunur. Çözgü iplikleri iki yüzey meydana getirecek şe^ kilde, bir bölümü önde, bir bölümü de arkada olmak üzere gerilir. Bunların arasında «vargele» denen bir değnek vardır.

Vargele, düğüm atmayı kolaylaştırmak için iki sıranın arasını açmaya yarar. Halı dokunurken çözgü iplerinin arasından «atkı» ipi geçirilir. Atkı, her çözgü ipinin birini önde, birini arkada bırakacak şekilde geçirilir. Bundan sonra bir sıra düğüm atılır, tekrar atkı ipi geçirilmeden önce, «kirkit» denen özel tarakla düğümler aşağıya çekilerek sıkıştırılır, atkı ipi geçirilir.

Sözlükte “halı” ne demek?

1. Yere ya da mobilya üstüne serilmek, duvara gerilmek için, çoğu yünden dokunan, kısa ve sık tüylü, nakışlı, kalın yaygı.

Cümle içinde kullanımı

Pencerelerden Türk kadınlarının dokuduğu halılar ve seccadeler sarkıyor.
– F. R. Atay

Halı kelimesinin ingilizcesi

[Hali] n. state, condition, situation, status, aspect, demeanor, demeanour [Brit.], estate, event, face, fettle, lay, plight, posture, repair, set, sight, stand
n. carpet, rug, floor covering

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.